Likit Petrol Gaz Otogaz ve Tüp Gazcılar Bayileri Derneği

 Anasayfa | Bayilerin Sesi | Tüketici Köşesi | Sıkça Sorulan S. | Bize Ulaşın | İl İrtibat Bilgileri | Linkler

 
   » Sondakika
   » Anasayfa
   » Atatürk Köşesi
   » Yönetmelik
   » Bayi Dernekleri
   » LPG Kanunları
   » Rekabet Kurulu
   » Bayilerin Sesi
   » Tüketici Kösesi
   » İş İmkanları
   » Merak Edilenler
   » Sıkça Sorulan Sorular
   » Duyurular
   » Site haritası
   » Online Tv İzle
   » Arşiv
   » Bize Ulaşın
   » Linkler
   » Konuşma Metinleri
   » Köşe Yazıları
   » Üyelik İşlemleri
   » Bilgi Bankası
   » Hayat Dersleri
   » Arama
   » İl İrtibat Bilgileri
   » Video
   » Üyelik Aidat
ÇOK OKUNANLAR
Sektöre Genel Bakış
BAKAN ÇAĞLAYAN, İTO'NUN SORUNLARINI DİNLEDİ
Epdk Sivil Toplum Kuruluşları İle Görüşmelerine Devam Ediyor
    Bayilerinsesi

Rekabet Kurumu’nun akaryakıt sektöründe hazırladığı rapor ve sektöre yönelik ön araştırmanın sonuçları

Rekabet Kurumu’nun akaryakıt sektörü ile ilgili hazırladığı rapor ve sektöre yönelik ön araştırma sonucunda 11 Ağustos 2008 Pazartesi günü Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanlığına gönderilen görüş aşağıdaki gibidir.

Rekabet Kurumu’nun akaryakıt sektöründe hazırladığı rapor ve sektöre yönelik ön araştırmanın sonuçlarıAkaryakıt ürünleri fiyatlandırması ile ilgili olarak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlal eden davranışların bulunabileceği yönünde basında yer alan haberler ve Kurum’a yapılan başvurular ile sektörün rekabet hukuku bağlamında değerlendirilmesi amacıyla daha önce yürütülmüş olan inceleme sonucunda hazırlanan 2.6.2008 tarihli “Akaryakıt Sektör Raporu”nda yer alan tespitlerden hareketle Rekabet Kurulu tarafından alınan karar gereğince; Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. (Tüpraş) ve pazar payı itibarıyla en büyük beş dağıtım şirketini (Petrol Ofisi A.Ş. , Shell&Turcas Petrol A.Ş. , BP Petrolleri A.Ş. , Opet Petrolcülük A.Ş., Total Oil Türkiye A.Ş.) kapsayan bir önaraştırma yapılmıştır.

Önaraştırma Raporu’nun Kurul’da görüşülmesi sonucunda alınan 24.7.2008 tarih ve 08–47/653–250 sayılı Karar’da; yalnızca fiyatlandırmaya ilişkin bilgi ve belgelerden hareketle 4054 sayılı Kanun’un ihlal edildiği kanaatine ulaşılamayacağı ve bu nedenle soruşturmaya gerek olmadığı; ancak eş zamanlı olarak görüşülen “Akaryakıt Sektör Raporu”nda yer alan tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, akaryakıt sektöründeki rekabetin önünde ciddi yapısal engeller bulunduğu ve sektörün rekabetçi bir görünüm arz etmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Rekabet Kurulu’nun 24.7.2008 tarih ve 08-47/654-M sayılı toplantısında gözden geçirilen, Kurumunuza bilahare gönderilecek olan Akaryakıt Sektör Raporu’nun sonuç bölümünde özetle;

“İncelemenin esas itibarıyla dağıtım/bayilik seviyesindeki dikey anlaşmalarda ortaya çıkan rekabet sorunlarından hareketle başlatıldığı, ancak sektör bir bütün halinde ele alınmadan, yalnızca bu seviyedeki dikey anlaşmalara özgü bir değerlendirme yapmanın yanıltıcı sonuçlar doğuracağı; akaryakıt sektöründe ürün standardizasyonu bakımından gelinen nokta dikkate alındığında “fiyat”ın rekabet bakımından en önemli konu haline geldiği, bu nedenle dikey anlaşmalardaki sorunların objektif olarak değerlendirilebilmesi için bunların sektörün yapısı içerisinde “dikey bütünleşme”nin teşebbüsler arası (yatay) rekabete etkisi bağlamında ele alınması gerektiği,

Gerek ham petrol, gerekse nihai ürün fiyatlarında dünya çapında meydana gelen değişmelerin, ithalata bağımlı olması nedeniyle Türkiye bakımından veri kabul edilebilecek sonuçlar doğurduğu; bununla birlikte, 1.1.2005 tarihinden itibaren serbest fiyatlandırmaya geçilmesinin ardından, perakende fiyatlandırmaya da büyük ölçüde hâkim olan dağıtım şirketlerinin, Tüpraş tarafından uygulanan “OFM” benzeri bir model çerçevesinde bazen Tüpraş fiyatını bazen ise doğrudan uluslar arası fiyatları takip etmek suretiyle fırsat karları elde etmeye yönelik bir fiyatlandırma stratejisi oluşturdukları,

Genel olarak büyük dağıtım şirketleri tarafından yön verilen fiyatlandırma stratejisinin, mevcut rekabet mevzuatı çerçevesinde bir “uyumlu eylem” olduğunun ileri sürülebileceği ve teşebbüslere cezai yaptırımlar uygulanabileceği; ancak bunun, kalıcı bir rekabetin tesis edilmesi bakımından bu aşamada uygun bir yol olmadığı, zira teşebbüslerin rekabetçi bir fiyatlandırma stratejisi izlememelerini kolaylaştıran ciddi yapısal engellerin mevcut olduğu ve öncelikle bunların ortadan kaldırılması gerektiği; bu kapsamda;

1- Sektörde dağıtım-bayilik seviyesinde bir dikey bütünleşme eğilimi olmamasına rağmen 5015 sayılı Kanun’un, dağıtım şirketlerinin kendi işlettikleri bayilerle yapılan satışlara sınırlama getirerek dikey bütünleşmeyi kısıtlayan bir model oluşturduğu; ancak dikey bütünleşmenin finansal avantajları dikkate alındığında, dağıtım ve perakende satış karlarının “ayrışması” sonucunu doğuran bu modelin, “fiyat rekabeti” yaratmak bakımından etkin bir model olmadığı; dolayısıyla %15 sınırının, AB üyesi ülkelerdeki ortalama dikkate alınarak revize edilmesi ve 5015 sayılı Kanun’un ilgili hükmünün bu yönde değiştirilmesi gerektiği,

2- Bununla birlikte, tek başına %15 sınırının yukarı çekilmesiyle dağıtım şirketlerinin dikey bütünleşme yönünde özendirilmesinin mümkün olmadığı, nitekim dağıtım şirketlerinin hâlihazırda %15 seviyesindeki dikey bütünleşme olanağını bile kullanmadıkları; çünkü “intifa ve tapuya şerh edilmiş kira sözleşmeleri” gibi sözleşmeler yoluyla perakende satış noktalarının dağıtım şirketlerince kontrol altına alınabildiği; başka bir ifadeyle, bu sözleşmeler yoluyla rekabet hukuku anlamında alternatif bir “dikey bütünleşme modeli”nin ortaya çıktığı; sektörde intifa sözleşmelerinin yaygınlığı dikkate alındığında dağıtım/bayilik seviyesindeki dikey bütünleşme oranının %100’e yakın olduğu,

3- Bu görünümün AB üyesi ülkelerdeki ortalamalarla karşılaştırıldığında katı bir dikey bütünleşik yapıya işaret ettiği, bu sözleşmelerle, 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nde beş yıla kadar olan rekabet yasakları bakımından tanınan muafiyet sınırının da aşıldığı; bu nedenle intifa ve tapuya şerh edilmiş kira vb… sözleşmelerin, özel hukuk bakımından içeriği ve esasları ne olursa olsun, “rekabet hukuku” bakımından “rekabet yasağı” olarak değerlendirilmeleri gerektiği; bu sözleşmeler ve benzer yollarla beş yılı aşan rekabet yasaklarına ya da bu sonucu doğuran sözleşmelere izin verilmemesi gerektiği,

4- AB üyesi ülkelerin genelinde bu sorunun dikey anlaşmalara ilişkin düzenlemeler çerçevesinde uzun süre önce çözüldüğü, birliğe görece geç üye olan İspanya’da kurulu bir dağıtım şirketi olan REPSOL tarafından bayilerle imzalanan sözleşmeler bağlamında benzer bir problemin tekrar AB Komisyonu’nun önüne geldiği ve Komisyon’un ilgili sözleşmelerin özel hukuktaki içeriği ve esaslarına girmeden “rekabet yasağı” noktasından hareketle değerlendirme yaparak sonuca ulaştığı, bu yönüyle AB uygulamasının da Türkiye bakımından iyi bir örnek oluşturduğu,

5- Öte yandan, intifa ve tapuya şerh edilmiş kira vb… sözleşmelerle yaratılan katı yapının, dağıtım pazarına girişlerin önünde ciddi bir engel teşkil ettiği, Rapor’un yazım tarihi itibarıyla EPDK tarafından lisans verilmiş kırk yedi dağıtım şirketi bulunmasına rağmen, sadece beş teşebbüsün pazarın yaklaşık %90’ına hakim olduğu ve bu durumun uzunca bir süredir değişmeden devam ettiği; dolayısıyla akaryakıt ürünleri sektöründeki en önemli sorunlardan birinin mevcut oligopolistik pazar yapısı olduğu ve kalıcı bir rekabetin tesis edilebilmesi için bu yapının mutlak suretle değişmesi gerektiği,

6- Özellikle yerleşim birimlerinde yeni bayilik oluşturmanın önünde fiili ve yasal engeller yer aldığından, mevcut akaryakıt satış noktalarının “hangi süreyle” ve “kimlerin” kontrolü altında olacağının, dağıtım şirketlerinin pazara girişi ve pazar payları üzerinde öncelikli bir öneme sahip olduğu; bu nedenle dikey sözleşmelere ilişkin rekabet mevzuatının, AB uygulamasının da bir adım önüne geçilerek küçük dağıtım şirketlerinin lehine bir araç olarak kullanılması gerektiği, bu kapsamda intifa ve kira gibi sözleşmelerin süresi beş yılla sınırlanırken, pazar payı %5’in altında kalan küçük dağıtım şirketlerinin daha uzun süreli sözleşmeler yapabilmelerine imkân verilebileceği,

7- 5015 sayılı Kanun’la dağıtım/bayilik ilişkisi bakımından getirilen sistemin, “tekelden dağıtım/ tekelden satın alma” ilişkisine dayandığı ve sözleşme süresince (en fazla beş yıl) rekabet yasağı getirildiği, ancak bağımsız bayilikler olmadığı sürece dağıtım şirketlerini çok hızlı değişen piyasa koşulları çerçevesinde rekabetçi fiyatlandırmaya zorlayan bir yapının oluşturulamayacağı; 5015 sayılı Kanun’la, 2004 yılı öncesinde var olan bağımsız bayilik sisteminden geri adım atıldığı ve bu yapılırken o dönemde var olan kaçak akaryakıt sorununun gerekçe gösterildiği,

8- Bugün itibarıyla ise ulusal marker uygulaması ve EPDK tarafından yapılan denetimler yoluyla kaçak yakıt sorununun büyük ölçüde çözüldüğü ve bunun bizzat dağıtım şirketlerince kurulan teşebbüs birliklerinin raporlarında ifade edildiği; mevzuat gereğince yaklaşık üç-dört yıldır piyasada bağımsız bayiliklerin yer almadığı da dikkate alındığında ulusal marker uygulamasına rağmen hala kaçakçılık devam ediyorsa, bunun bağımsız bayiliklerle herhangi bir ilgisi bulunmadığının aşikar olduğu; dolayısıyla 5015 sayılı Kanun’un ilgili maddelerinin değiştirilmesi ve sözleşmeyle süreye bağlanmış bayilikler yanında bağımsız bayiliklerin de sisteme entegre edilmesi gerektiği,

9- Bayilik sözleşmelerinde yer verilen “minimum satış sınırı” getirilmesine ilişkin hükümlerin, ilk bakışta bayilerin satışlarının artırılması yönünde rekabetçi bir baskı yaratabileceği izlenimini uyandırdığı; ancak uygulamada, bayilik ilişkisini sona erdirmek isteyen ve sözleşmelerde öngörülen satış tonajını gerçekleştiremeyen bayilerin tazminat yoluyla yeniden sözleşme yapmaya zorlanması yönünde kullanıldığı; bu yolla bayilik sözleşmesinde öngörülen “rekabet yasağı”nın kapsamının fiilen genişlediği ve dolayısıyla bu hususun, rekabet yasağını “belirsiz süreli” hale getiren haller kapsamında değerlendirilmesi ve muafiyet tanınmaması gerektiği,

10- Dağıtım şirketlerinin lisanslarının sürmesi için getirilen minimum 60.000 ton satış yapılması konusunun “açıkça” pazara giriş engeli yarattığı ve kaldırılması gerektiği; ancak dağıtım sektöründe çok sayıda küçük teşebbüsün yer aldığı ve sektördeki rekabetin bir anlamda bu teşebbüslerin büyümesine bağlı olduğu dikkate alındığında, benzer bir uygulamanın küçük dağıtım şirketlerinin birleşerek büyümeleri yönünde rekabetçi bir baskı da kurabileceği; esasen mevzuatla da akaryakıt dağıtım faaliyetinin belli bir ölçeğin üzerinde ve kurumsallaşmış şirketlerce yürütülmesinin hedeflendiği; bu nedenle lisans iptali içermeyen ancak küçük şirketleri birleşme yönünde zorlayan eşikli bir yapının oluşturulabileceği,

11- 5015 sayılı Kanun’un Geçici 3. maddesi ile deniz taşıtlarına ÖTV’siz akaryakıt satışının “dağıtım” şirketlerine özgü bir ticari faaliyet haline dönüştürüldüğü ve bu yolla ihrakiye lisansı almış şirketler ile bayilerinin ticari faaliyetleri üzerinde önemli bir sınırlama getirdiği, ÖTV’siz satın alınan akaryakıt yeniden piyasaya sürülerek yapılan kaçakçılığın önlenmesi amacıyla yapılan bu yasal düzenlemenin söz konusu amaca hizmet etmekten uzak olduğu; zira deniz taşıtlarına ilk elden akaryakıt satışı yapanlar üzerinde kısıtlama getirmenin, yeniden satışın ve kaçakçılığın önüne geçilmesi bakımından etkili bir yöntem olmadığı ve fiilen rekabetin olumsuz etkilenmesine yol açtığı, bu nedenle kaldırılması gerektiği,

12- İstasyonsuz bayilik faaliyetinin daha çok küçük dağıtım şirketlerine özgü bir faaliyet biçimi olduğu, bu bayilerin “beyaz ürün” satışlarının toplam satışları içerisinde önemli bir yer teşkil ettiği; dolayısıyla istasyonsuz bayilerin beyaz ürün satışları üzerine getirilen yasaklamanın, doğrudan küçük dağıtım şirketleri aleyhine sonuçlar doğurduğu; istasyonsuz bayilikler tarafından yapılan ve çoğu toptan satış olarak değerlendirilebilecek olan bu satışların, piyasada ciddi bir rekabetçi baskı yarattığı ve getirilen kısıtlamanın rekabeti olumsuz etkilediği ve kaldırılması gerektiği,

13- 5015 sayılı Kanun’da, rafinerilerin dağıtım şirketi sahibi olabileceğinin ifade edildiği, bu yolla dağıtım kademesiyle dikey bütünleşik bir yapı oluşturulmasına müsaade edildiği, ancak “Tüpraş’ın hâkim durumda olmasından” hareketle rafinerilerin dağıtım şirketleri arasında ayrımcılık yapamayacağı yönünde bir düzenleme getirildiği; bununla birlikte Türkiye akaryakıt pazarındaki gelişmeler kapsamında yeni rafineri yatırımlarının gündemde olduğu, EPDK’ya yapılan söz konusu başvuruların süratle sonuçlandırılması ve Tüpraş karşısındaki rekabetin güçlendirilmesi bakımından, ayrımcılığa ilişkin düzenlemenin “hâkim durumda olan rafinericiler”le sınırlandırılarak, pazara yeni girecek rafinericilere kendi dağıtım kanallarının oluşturulması ve rekabetçi fiyatlandırma olanağının tanınması gerektiği,

14- Yeni kurulacak olan akaryakıt istasyonlarının aralarında fiziki olarak bulunması gereken mesafelerle ilgili düzenlemelerin genel olarak güvenlik gerekçelerine dayandırılmaya çalışıldığı, ancak “aynı yöndeki” istasyonlara uygulanması ve şehir içi/şehir dışı ayrımına dayalı farklılıklar dikkate alındığında, bu uygulamanın güvenlik gerekçelerinden kaynaklanan objektif esaslara sahip olmadığı, aksine bayiler arasındaki rekabeti önleyici bir yaklaşımla gündeme getirildiği; Türkiye’de akaryakıt istasyonu sayısının görece fazla olduğu ifade edilmekle birlikte, bu konuda bütün ülkelerde geçerli olan bir sayısal büyüklüğün mevcut olmadığı, her ülkenin kendi koşulları çerçevesinde kaç istasyonun gerektiği konusunun piyasa koşulları çerçevesinde en rasyonel biçimde çözüme ulaşacağı, dolayısıyla bu kısıtlamaların kaldırılması gerektiği,

15- 5015 sayılı Kanun’da yer alan, dağıtım şirketlerinin pazar paylarına ilişkin %45’lik kısıtlamanın da esasen gereksiz olduğu ve şirketlerin bugün itibarıyla dağıtımdaki pazar paylarına bakıldığında, kısa dönemde, devir işlemleri haricinde bu seviyenin aşılmasının beklenmediği, devir işlemi nedeniyle gündeme gelmesi halinde ise 4054 sayılı Kanun’un 7. maddesinin aynı amaç doğrultusunda işletilebileceği; bunun da ötesinde, serbest piyasa ekonomisi ve rekabet kuralları çerçevesinde teşebbüslerin etkin piyasa faaliyetleri yürüterek büyümelerinin önüne geçilmemesi gerektiği; dolayısıyla söz konusu kısıtlamanın Kanun’dan çıkartılması gerektiği,

16- Enerji piyasasında serbest kullanıcı kavramının genel olarak şebekeye dayalı nakil vasıtalarının kullanıldığı ve bu nakil vasıtaları itibarıyla avantajlı konumda bulunan teşebbüslerin arz kaynakları arasında tercih kabiliyetlerini kullanmak suretiyle rekabet baskısı yaratılması anlayışına dayandığı; akaryakıt ürünleri sektörünün ise tümüyle şebeke ekonomisi tanımına dâhil edilemeyeceği, bu nedenle mal ve hizmetlerin tüm sağlayıcı ve müşteriler arasında serbest dolaşımının “esas” olması gerektiği; serbest kullanıcı gibi kriterler kullanılarak belirli bir serbestlik getirme yaklaşımının, akaryakıt sektöründe tam tersine kısıtlayıcı sonuçlar doğurduğu; bu nedenle 5015 sayılı Kanun’da yer verilen serbest kullanıcılarla ilgili kısıtlamalarla diğer alım/satım kısıtlamalarının kaldırılması gerektiği,

Esasen, 5015 sayılı Kanun tasarı aşamasında iken 7.7.2003 tarihi itibarıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na verilmiş olan Kurum görüşünde de, yukarıda değinilen hususların önemli bir bölümüne ana hatlarıyla yer verilmiş olduğu; buna rağmen Kanun’un hazırlanması sürecinde söz konusu Kurum görüşünün yeterince dikkate alınmadığı; ancak gelinen noktada rekabetçi bir yapının ortaya çıkmadığı ve sektöre ilişkin şikâyetlerin arttığının gözlendiği, böyle bir ortamda 4054 sayılı Kanun gereğince cezai yaptırım uygulama olanağı her zaman mevcut olmakla birlikte, kalıcı bir çözüme ulaşabilmek bakımından söz konusu yapısal tedbirlerin alınması gerektiği” ifade edilmiştir.

Bu noktada ifade etmek gerekir ki, önaraştırma sonucunda, basında yer alan haberler ve Kurum’a yapılan başvurularda ima edilen, “dağıtım şirketlerinin uyguladıkları fiyatların ve piyasadaki fiyat hareketlerinin aynı olduğu” iddiasının tam olarak gerçeği yansıtmadığı, dağıtıcıların uyguladıkları fiyatlar ve fiyat hareketleri arasında, küçük olmakla birlikte anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Öte yandan, toptan satışlarda uygulanan koşullar ve sektördeki promosyonlar da dağıtım şirketlerinin “bir ölçüde” rekabet halinde olduklarını göstermektedir. Ancak, bütün bunlara rağmen sektörde rekabet seviyesinin yeterli olmadığı, dağıtım şirketlerinin özellikle fiyat rekabetine girmekten kaçındıkları gözlenmektedir. Gerek önaraştırma gerekse sektör araştırması kapsamında elde edilen verilere göre, akaryakıt fiyatlandırmasında rekabetçi piyasa yapısından uzak bir görünüme işaret eden iki önemli husus bulunmaktadır:

Birincisi, vergilerin akaryakıt fiyatlarının yüksekliğinde önemli bir etken olduğu bir ölçüde kabul edilebilir olmakla birlikte, vergi dışı fiyatlar bakımından da Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının yakın pazarlara kıyasla yüksek olduğu; depo fiyatlarının bile Avrupa perakende satış fiyatlarının üzerinde seyrettiği görülmektedir. İkincisi ise uluslar arası fiyatların dalgalı bir seyir izlediği ve Tüpraş tarafından OFM benzeri bir fiyatlandırma sistemin uygulanmakta olduğu 1.1.2005 sonrası dönemde, fiyat düşüşlerinin, fiyat artışlarına kıyasla aynı duyarlılıkla piyasaya yansıtılmaması; dağıtım şirketlerinin fiyat düşüşlerini bazen gecikmeli olarak, bazen ise nispi olarak yansıtmaları, bazen de hiç yansıtmamalarıdır.

Bilindiği üzere, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 10. maddesinin 14. fıkrasında; “… petrol piyasasında faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya eylemlerin piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması halinde, gerekli işlemlerin başlatılmasıyla birlikte, her seferinde iki ayı aşmamak üzere, faaliyetlerin her aşamasında, bölgesel veya ulusal düzeyde uygulanmak için taban ve/veya tavan fiyat tespitine ve gerekli tedbirlerin alınmasına Kurum yetkilidir.” hükmü yer almaktadır. Bu hükümle, 4054 sayılı Kanun’da yer alan “hakim durumun kötüye kullanılması, rekabeti sınırlayıcı anlaşma ve uyumlu eylem” olgularına işaret edildiği, söz konusu ihlallerin “piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması” halinde ise Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) fiyatlara ilişkin olarak düzenleyici yetkiler tanındığı görülmektedir.

Ön araştırmada elde edilen ve yukarıda sonuçları özetlenen bilgi ve belgeler üzerinden yapılan değerlendirmede, dağıtım şirketlerinin fiyatlandırmalarındaki paralelliğin, 4054 sayılı Kanun’u ihlal eden bir anlaşmadan kaynaklandığının ispat edilmesi ya da uyumlu eylem karinesinin ileri sürülebilmesi için yeterli zemin görülmemiştir. Ancak, Akaryakıt Sektör Raporu’ndaki tespitlerle fiyatlandırmadaki katılık ve görece pahalılık birlikte düşünüldüğünde, sektörde gerek rekabet mevzuatı gerekse petrol piyasası mevzuatı ile hedeflenen rekabetçi bir yapının oluşturulduğu sonucuna ulaşmak mümkün değildir.

Rekabet mevzuatının görece yeni olduğu ülkelerde, cezai yaptırıma bağlanan anlaşmalar ya da uyumlu eylemlerin yanı sıra mevzuattan kaynaklanan “yapısal” engeller nedeniyle de rekabetin tesis edilememesi ve tam da bu nedenle “piyasa düzeninin bozulması” sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Nitekim bu olgu, on yılı aşkın bir süreye yayılan rekabet hukuku uygulamalarında neredeyse istisnasız bir biçimde tüm sektörler bakımından karşımıza çıkmış olup; Rekabet Kurumu tarafından dosya konusu olan ihlallerin sona erdirilmesinin ötesinde, bu tür yapısal engellerin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak çeşitli sektörlerde birçok girişimde bulunulmuştur.

Akaryakıt Sektör Raporu’ndaki tespitler çerçevesinde yapılan değerlendirmelere göre bu sektörde de rekabetin önünde ciddi yapısal engeller bulunduğu tespit edilmiş olup; teşebbüsler bir yandan sınırlı bir alanda rekabet ederken, diğer yandan bu yapısal engellerin yarattığı avantajlar sayesinde fiyat rekabetinden kaçınmaktadırlar.

Böyle bir durumda, rekabet hukuku çerçevesinde, fiyatlandırmadaki katılık ve görece pahalılıktan hareketle uyumlu eylem karinesine başvurulabilirse de; söz konusu yapısal engeller ortadan kaldırılmadığı sürece, teşebbüslere cezai yaptırım uygulamanın ötesinde, piyasada kalıcı bir rekabet ortamının tesis edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bu aşamada öncelikle yapılması gereken, söz konusu engellerin ortadan kaldırılması ve bunun için gerekli olan süre zarfında düzenleyici yetkilerin kullanılmasıdır.

Özetle ifade etmek gerekirse; bu aşamada mevcut bilgi ve belgeler 4054 sayılı Kanun’un ihlal edildiği sonucuna ulaşmak bakımından yeterli görülmemekle birlikte, bu durum sektördeki teşebbüslerin tümüyle rekabetçi bir yapı içerisinde faaliyette bulundukları anlamına gelmemekte, EPDK’ya verilen düzenleyici yetkilerin, böyle bir durumda da gerekli olduğu ve rekabetçi bir yapı tesis edilene kadar kullanılması gerektiği düşünülmektedir.

rekabet.gov.tr

New Page 1
 

Yorum Ekle

 

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Likpetder veya likpetder.com sorumlu tutulamaz.

 

      » Diğer Haber Başlıkları

Tüm Haberler

Amaç Rekabetçi Piyasa Oluşturmak
Derneğimizin Sakarya' daki İrtibat Sorumlusunu Tanıyalım: Fahri Eren
EPDK BAŞKANI SAYIN HASAN KÖKTAŞ’IN EPDK’NIN 7.YIL RESEPSİYONU KONUŞMASI
EPDK'dan dağıtım şirketlerine ulusal stok cezası
EPDK BASIN AÇIKLAMASI
Ankara LPG Dönüşüm Sistemleri Fuarı
42. Dönem LPG-CNG Komisyonu I.Toplantısı Gerçekleştirildi
LPG AYLIK EĞİTİM PROGRAMI
Biodizel tesisinde yangın: 3 ölü
Likpetder Ankara'da
Derneğimizin Denizli' deki İrtibat Sorumlusunu Tanıyalım: Erol KAYA
Tüplü gazın ÖTV’si de yüzde 3 olsun
Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası 2008 Yılı Ocak-Eylül Dönemi Özet Piyasa Rakamları
Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası 2008 Yılı Ocak-Haziran Dönemi Özet Piyasa Rakamları
Derneğimizin Ankara' daki İrtibat Sorumlusunu Tanıyalım: Fikret Bircan
EPDK BAŞKANI SAYIN HASAN KÖKTAŞ’IN “EPDK’NIN 7. YILINDA TÜRKİYE ELEKTRİK VE DOĞAL GAZ PİYASALARI” AÇILIŞ KONUŞMASI
Evrak Planlama Dağıtım Kurumu (EPDK)
Vergiler Bahane Fiyatlar Şahane!
EPDK’dan 739 bin 200 YTL ceza
Otogaz ve Tüpgazda İndirim
LPG Piyasası Lisans Yönetmeliği'nde büyük değişiklikler yapılıyor
EPDK'ya Petrol Operasyonu
Petrolde haksız kazanç belgelendi
İpragaz, Zeytinsuyu Tepesi Villaları’nı uydudan faturalandırıyor
Insaat mühendisi olacakti, 12 Eylül yüzünden tüpçü oldu

 

Yazdır

 
Açılış Sayfası Yap  Sık Kullanılanlara Ekle 
likpetder.com, likpetder.org
E-mail : info@likpetder.com
Likit Petrol Gaz Otogaz ve Tüp Gazcılar Bayileri Derneği

Likit Petrol Gaz Otogaz ve Tüp Gazcılar Bayileri Derneği


Telif Hakkı © 2008 likpetder.com, likpetder.org Tüm hakları saklıdır.
 

Falcon Bilişim Hizmetleri